15 Eylül 2012 Cumartesi

BÜYÜKŞEHİR KANUN TASARISI MI, “EYALET KANUNU” TASARISI MI?



Türkiye’de ne mülki idare ne de yerel yönetim, hiçbir zaman gerçekçi hiçbir bilimsel revizyona tabi tutulmamıştır. İktidarların keyfi beklentileri, oy kaygıları ve adama göre düzenlemeleriyle sistem felç olmuştur. Cumhuriyet döneminde sistemin kurumsallaşması için yapılan yasal düzenlemeler uzun süre yenilenememiş ve yerel yönetim sistemi çürümeye yüz tutmuştur. 1983 sonrası yetki ve kaynak aktarımı ile yerel yönetimler yeniden canlandırılmış, ancak kapsamlı bir değişime konu edilememiştir.

2003 sonrası reformlarla eski sistem “cilalanmış” ve bir süre vaziyet iyi gitmiş ve iyi idare edilmiştir. Ancak, günümüzde sistem “yeni” bazı girişimlerle “kırmızı alarm” vermeye başlamıştır. Her “kırmızı alarm” konusunda olduğu gibi bu konuda da kamuoyu mışıl mışıl uyumaktadır.

Yeni bir büyükşehir kanunu çıkarılacak, malum. Bu kanun çıkarsa 29 vilayetimizde "büyükşehir belediye başkanları" bütün belediyelerde, ilçelerde, köylerde "tek yetkili" olacaklar ve ilin tamamını yönetme hakkı elde edecekler. Büyük ihtimalle il genel meclisleri de kalkacak ve "tek meclisli ve tek adamlı" yeni bir sisteme geçilecektir.
2011 yılında bütün Türkiye’yi neredeyse gezme imkanı oldu. Belediye başkanları, valiler, yardımcıları ve meclis üyeleri…

Hiç kimse, öngörülen “yeni” büyükşehir belediye kanununu istemiyor. Büyükşehir olacak vilayetler ve “büyükşehir” belediye başkanları hariç.

Kanun çıkarsa, bir anlamda büyükşehir belediye başkanları “EYALET VALİSİ” olacaklar. Yalnızca isimleri büyükşehir belediye başkanı olarak kalacak…

***

Çünkü, kanun anlamsız bir biçimde 5216’ya konan 750 bin nüfus kriterini tutturmak için, büyükşehir belediyelerinin yetki alanlarını il sınırlarına genişletmektedir. Ne deve ne de kuş misali, ne “kent yönetimi” ne “bölge/eyalet yönetimi” niteliği taşıyan bu düzenleme hem merkezi yönetimi, hem de yerel alanda kamu hizmetlerini bitirecektir.

Bu faciadır… Yönetsel, siyasal ve bilimsel açıdan hiçbir temeli yoktur. Hiçbir analize konu edilmemiştir. İstanbul ve Kocaeli örneklerinden yola çıkılmıştır. Oysa, İstanbul ve Kocaeli kendine özgü nitelikleri olan çok ilgisiz örneklerdir.

Dünyanın neresinde böyle bir örnek vardır? Kimse bu kanunun niçin çıkarılacağını bilmiyor. Herkesin söylediği tek şey var: “Sayın Başbakan talimat verdi, bu kanun çıkacak…”

Kamuoyunda tartışılmadan, nedir, ne oluyor, ne hedefleniyor… Pardon yerel demokrasi, ulusal demokrasi ve “katılımcı, müzakereci, diyalojik demokrasi” diye bir şeyler yok muydu?

Tek kriter: “Sayın Başbakan talimat verdi…” Türkiye cumhuriyeti anayasası, iktidarı ve muhalefetiyle bir demokrasi öngörmemiş midir? Anayasa muhalefet öngörmüş, çıkar grupları öngörmüş, sivil toplum öngörmüş… Bunların hiçbirinin bir şey söylemesine gerek yok mu? Tek ölçü: “Sayın Başbakan talimat verdi…” Bütün gazeteler böyle yazıyor, Sayın Başbakan, acaba böyle bir algıdan/görüntüden hoşnut mudur?

Halkın bir iktidarı beş yıllığına seçmesi, ona her türlü yetkiyi verdiği anlamına gelmez. “Referandum” kurumu demokrasinin olmazsa olmazları arasındadır. Eğer bir ülkenin kaderini değiştirecek süreçler söz konusu ise, “referandum” işletilmelidir. Halkın %51’i tamam derse o zaman kimsenin itirazı olamaz.

Halk seçti diye, halkın onayını almadan, referanduma sunmadan ülkenin kaderini etkileyen değişiklikleri yapılabilir mi? Eyalet kanunu niteliğinde kanunlar çıkarılabilir mi? Başkanlık sistemi getirilebilir mi? Bu demokrasi olur mu?

Avrupa demokrasileri, kentsel alandaki önemli yatırımlar için bile “kentsel ölçek”te referandum yaparken, biz ülkenin kaderini ilgilendiren konularda kamuoyunda bile tartışmıyoruz/tartışamıyoruz. Bizim kentlerimiz “tek adam”larla “beton uygarlığı” temelinde yükseliyor ve kentli(!)lerimiz de izliyor…

***

Büyükşehir yapmak istiyorsanız herhangi bir yeri, formül çok. Nüfus kriteri 200 bine çekilebilir… İl belediyelerinin yetkileri ve gelirleri artırılabilir… Kurumsal kapasiteleri geliştirilebilir… Küçük belediyeler “birlik belediyeleri” adı altında birleştirilebilir… İle yakın olanları ille, ilçeye yakın olanlar ilçeyle birleştirilebilir… Uygun ölçekte olanlar kendi aralarında birleştirilebilir. Birlik (verbandsgemeinde) belediyeleri kurulabilir.

***

Büyükşehirler mutlaka kurulmalı! Ama Türkiye EYALET KANUNUNU taşıyamaz. Türkiye’yi telafisi olanaksız tehlikeli bir sürecin içine sokarsınız…

Sayın Başbakan bu hatalı gidişattan dönünüz!

İşin diğer bir boyutu, bugün bazı belediyelerin teröre nasıl destek olduğunu biliyorsunuz/biliyoruz. Siz bu tür belediyeleri EYALET yapıyorsunuz ve sayısını artırıyorsunuz. TEHLİKENİN FARKINDA olmanın zamanı değil midir? Nasıl bir sürece “katkı sağlayacağınızı” lütfen görün!

***

Sayın Başbakan, eğer bu kanun çıkarsa unutmayın Türkiye, kısa vadede bazı zararları göremeyecektir.

Ancak, orta ve uzun vadede Türkiye telafi edilemeyecek zararlarla karşı karşıya kalabilecektir.

Konya Büyükşehir Belediyesi Konya’yı yönetemiyor, nerde kaldı Hadim’i, Taşkent’i, Kulu’yu, Doğanhisar’ı yönetecek? Proaktif, hizmet ve yurttaş odaklı hizmetin izine dahi rastlayamazsınız!

Hangi idari kapasiteyle, hangi kurumla…

İki yıldır oturduğum mahallede trafik keşmekeşi giderek artıyor ve büyükşehir belediyesine yazıyla sözle mesajla sesimizi duyuramıyoruz? On senedir yazı yazıyorum ve bazı konularda bilgi istiyorum. Bu istemlerin herhangi birine ne akademisyen, nu yurttaş ne de “yazar” olarak, herhangi bir yanıt almış değilim. Bu veriler bile mevcut durumun zaten bir EYALET sistemi olduğunu göstermiyor mu? Kulu, Hadim ve Taşkent’teki vatandaş sesini nasıl duyuracak?

***

Kentlerimiz insan, doğa ve kültür odaklı bir “yeniden yapılanmaya/dirilişe” yönelmelidir. Beton uygarlığı bizim uygarlığımız olamaz, olmamalı…

Eğer belediyeleri demokratikleştirmek ve güçlendirmek istiyorsanız, lütfen herhangi bir kişi iki dönemden fazla belediye başkanlığı yapmasın… Lütfen!

Muhafazakar belediyecilik, belediyecilikte çığır açtı. 1994 sonrası dönemin miadı bu son uygulamalar ve düzenlemelerle dolmak üzere…

Sistem yozlaşmaya ve çürümeye başladı… Bunun siyasi faturasını çok yakında elinizde görürsünüz…

Sayın Başbakan, bu konuda çalışan dürüst, ilkeli ve rasyonel düşünen çok sayıda uzman ve bürokrat var lütfen onları bir dinleyiniz!

Unutmayın, sizi bulunduğunuz yere yerel yönetimlerdeki başarınız getirdi. Eğer böyle giderse, yerel yönetimlerde atılacak bu yanlış adım sizi bulunduğunuz yerden uzaklaştıracaktır.

Gelmesi çok kuvvetli bir ihtimal olan büyük FELAKET’ten geri dönmek için geç kalmış sayılmazsınız.
29 Vilayeti "eyalet"e dönüştürdünüz diyelim, geriye kalan 52 vilayet ne olacak?
Tarsus, Bandırma, Alanya gibi aslında "il niteliği" taşıyan, tarihiyle, kültürüyle, özgünlüğüyle önce çıkan "ilçeler" büyükşehir/eyalet içinde acaba ne hale gelecek?

1 Ekim’den sonra başlayacak olan “EYALETLEŞME SÜRECİ”ni TÜRKİYE taşıyamaz…

Bu süreci lütfen durdurun!

Konuyla ilgili haberin adresi:
http://www.ekofinans.com/basbakan-talimati-verdi-iste-13-yeni-buyuksehir-h11489.html

4 Eylül 2012 Salı

YEREL VE KENTSEL POLİTİKALAR 2. BASKI

 
 
 
 
SUNUŞ
Yerel ve Kentsel Politikalar, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi disiplinlerinin ortak ilgi alanları çerçevesine oturan bir düzine kadar bağımsız çalışmadan oluşuyor. Küreselleşmenin giderek artan etkileri, yerel toplulukların katılım özlemlerinin demokrasi için taşıdığı önem ve Avrupa kurumlarıyla olan ilişkilerimizdeki gelişmeler, yerel yönetimleri, yukarıda sözü edilen disiplinler içinde marjinal bir konumda olmaktan hızla çıkarmış olan etmenlerdir.
Günümüzde, yerel ve kentsel politikalar, bütün dünyada, hem kuramsal açıdan, hem de uygulama yönünden büyük bir sıçrama döneminin içinde olan bilim ve araştırma dallarıdır.Bütün dünya üniversitelerinde, bu konuların okutulduğu kürsülerin, araştırma enstitülerinin sayısı giderek artıyor. Üniversitelerimizde, yakın bir geçmişte, Kamu Yönetiminin geleneksel konuları olan personel, denetim, eşgüdüm, kaynak, işbirliği gibi konular, Siyaset Biliminde ise, siyasal kuramlar, siyasal davranış, siyasal partiler, kamuoyu, secimler ve devlet sistemleri gibi konular prestij değeri taşıyan tez, inceleme, araştırma, yayın ve öğretim konularıyken; bir süredir, bu klasik konulara, yerel ve kentsel politikaların yeni bir dal olarak eklendiği görülmektedir. Bu değişmeyi Türkiye açısından anlamlı kılan etmenlerden biri, birer siyaset laboratuarı olan kentlerin ve kentlere yönelik politikaların, çok partili siyasal yaşama geçtikten sonra, siyasal yaşamımızın önemli gündem maddelerinden biri durumuna gelmiş olmasıdır. Bugün TBMM'de görev yapan 550 milletvekilinden, geçmişte, belediye başkanlığı, valilik, belediye ve il genel meclisi üyeliği yapmış olanların sayısı 100'e yakındır.

Bugün, ülkede var olan 170 kadar üniversiteden dörtte birinde, yerel ve kentsel yönetimler ve politikalarla ilgili kuramsal ve uygulamalı konular, oldukça genç bir araştırıcı ve öğretici kadronun öncülüğünde, tez, araştırma, inceleme, yayın ve ders konusu yapılmaktadır. İste, bunlardan bir bölümünü, bu kitaba katkıda bulunan öğretim üyeleri oluşturuyor. Yerel yönetimlerle ilgili, en can alıcı yönetsel, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel konuların işlendiği bu yapıtın, öğrenciler, araştırmacılar, öğretim üyeleri ve kent yöneticileri için değerli bir kaynak işlevi göreceğine hiç kuşkum yok.Bu kitabin bugünlerde yayımlanmasını önemli kılan nedenlerden biri de; genel olarak kamu yönetiminde, özel olarak ise, yerel yönetimlerde bir yeniden düzenleme çalışmasının ülkenin gündeminde olmasıdır. Gerçekten, ikincisi, 1960'larin başından beri gündemden hiç düşmemiştir. Bu 'bitmeyen senfoni" ye içtenlikle sahip çıkmak isteyenler kadar, ona içtenlikle karşı durmakta direnenler de var. Bu nedenle, konuların bilimsel, yansız ve soğukkanlı olarak, abartılı siyasal parti söylemlerinden uzak olarak, değerlendirilmesi, yeniden düzenleme çalışmalarını yürütenleri yanlış yapmaktan alıkoyar.En azından, yerel yönetimleri güçlendirmeyi, devleti zayıflatan, ulusal birlik ve bütünlüğü tehdit eden ve hatta devletin üniter (tekci) niteliğini değiştirmeyi amaçlayan 'kökü dışarıda" bir çaba olarak görmeyi yeğleyen yeni Jakoben'lerin haklı olmadıkları gerçeğine ışık tutar. Yerinden yönetimi, demokrasiye dost değil, düşman sayan anlayışların geçersizliğini kanıtlamaya yardımcı olur.
Bu türlü araştırma ve yayın çalışmalarına destek sağlamanın bir görev olduğu kanısındayım. Çoğunu öğrenciliklerinden beri tanıdığım, kitabın bütün yazarlarını, başta değerli öğrencilerim Prof. Dr. Akif Cukurcayır ve Doç. Dr. Ayşe Tekel olmak üzere, bu çabalarından ötürü kutluyorum. Başarılarının sürekli olmasını diliyorum.
PROF. DR. RUŞEN KELEŞ

26 Haziran 2012 Salı

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ KİLİSTRA’NIN TANITIMINDA ETKİN BİR ROL OYNUYOR

Konya, birçok uygarlığın yaşadığı ve izler bıraktığı bir kent olmasına karşın kendini tanıtmada büyük sıkıntılar yaşıyor.

Yıllarca herkesin dilinde “Konya demek Mevlana demek…” şeklinde bir söylem vardı ve hala var… Elbette Konya Mevlana’yla özdeşleşiyor ve bütün dünyada böyle tanınıyor…

Tamam ama ne yazık ki, Mevlana dahil Konya’nın değerleri yeterince tanıtılmıyor.

Örneğin, bırakın Konya’nın diğer değerlerini ve zenginliklerini, Mevlana bile son on yıldır Konya’da “belirli bir ilgi düzeyi”ne kavuşabildi… Mevlana törenleri daha yeni stadyumlardan, basket sahalarından kültür merkezlerine taşınabildi.

Daha şimdilerde, imar faaliyetleriyle Mevlana türbesi ve çevresinin görünürlüğü ve estetiği parlatılmaya çalışılıyor…

Durum bu olunca ve özellikle yerel yönetimler bu konuda fazlasıyla yetersiz kalınca, elbette Konya’nın sahip olduğu diğer değerlerin yeterince ilgi görmesini beklemek çok da mantıklı görünmüyor.

***

Meram Kaymakamlığı tarafından yürütülen “Geçmişin Kültüründen Geleceğin Turizmine Kilistra” isimli proje MEVKA tarafından destekleniyor.

Selçuk Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu projenin iştirakçilerinden… Proje Kilistra’da turizm ve tanıtım anlamında oldukça anlamlı bir ilerleme sağlamış durumda…

Proje çerçevesinde Kilistra için farkındalık oluşturmak ve tanıtmak amacıyla teknik geziler düzenleniyor zaman zaman…

24 Haziran 2012 Pazar günü de, Selçuk Üniversitesi’nin üst yönetimi büyük bir ilgi ve destekle Kilistra’da idiler…

Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hakkı Gökbel; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Tahir Akgemci, Prof. Dr. Mustafa Şahin, Prof. Dr. Musa Özcan, Selçuk Üniversitesi’nin farklı fakültelerinden dekanlar, yüksekokul müdürleri, “doğa yürüyüşü ve kültürel etkinlikler programı”na katıldılar…

Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökbel, bu türden projelere özel bir önem veriyor. Pazar günü olmasına rağmen, bu programa katılması Kilistralıları ve proje ekibini oldukça mutlu etti…

Kilistra’nın tarihinde ilk kez bir üniversite yönetimi bu kadar yakın ilgi gösteriyor Kilistra’ya, kırsal kalkınmaya ve elbette eko turizme… Tarihi, kültürel ve doğal değerlerin ekonomiye, evrensel birikime ve kültüre kazandırılmasında üniversitenin rolü tartışılmaz… Bu türden projelerin devamı gelecek gibi görünüyor.

Bu tanıtım gezisine Meram Kaymakamı İrfan Kenanoğlu’nun katılarak çok önemli destek sağladığını belirtmemek olmaz. Sayın Kenanoğlu projeye büyük önem veriyor ve gelişmeleri dikkatle izliyor…

Köy hanımlarının hazırladığı yemekler, “minik bir yarışma” ve ödülleri ile çok güzel bir an yaşanmasına neden oldu…

Üniversite öğrencilerinin verdiği mini konser ise “türkü” ağırlıklı ve çok güzeldi…

***

Program katılımcıların gelmesiyle “Kral Yolu” yürüyüşüyle başladı…

Kaya mezarları ve hikayesi oldukça etkileyici… Bu antik kentin savunma sistemleri ve kalıntıları da öyle…

Ayrıca, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden kalma çok sayıda kilise ve manastır; iki bin yıllık yerleşim alanları…

Mevlana’nın öğrencilerinden birinin kabrinin burada olması…

Ciğer tepe öyküsü ve uçak kaya bölgesi…

Aziz Paulus’un yaşadığı mekanlar…

Mahzenler, su yolları, köprüler…

Ceviz ağaçları ve kiraz ağaçlarının hükmettiği muhteşem bir doğa…

***

Konya’da bu türden projelere yerel yönetimlerin ilgisinin oluşması ve artması gerekiyor.

Kilistra’yı, Sille’yi ve Çatalhöyük’ü gösteren tabelalar kentin her tarafına konulursa önemli bir adım atılmış olur…

Kilistra’nın yol sorununu, il özel idaresi veya “büyükşehir” çözebilir…

Kilistra’da mobil iletişim kuramıyorsunuz. Acilen bu sorun çözülmeli…

Bakanlığın ilgisi Kilistra’ya çekilebilirse, bunun hem Konya’ya hem de Kilistra’ya büyük katkıları olacaktır…

***

Kültür, tarih ve doğaya çok ihtiyacımız var…

Ne kadar çok ilgi gösterirsek, uygarlığın ilerlemesine ve kültürel zenginleşmemize de o kadar çok katkı sağlamış olacağız…